ntik metinleri bugünün sorularıyla hâlâ hesaplaşan canlı metinler gibi okuyabilir miyiz? Sophokles, Aiskhylos, Euripides'in iki bin beş yüz yıl önce sahneye koyduğu tragedyalarda devletin, bireyin, aklın, arzunun temsilleri bugün de farklı kılıklarla karşımıza çıkıyor olabilir mi? Serinin ilk yazısını Antigone'yle açıyoruz. Bir kadın, kendi doğrularıyla hareket ettiğinde karşısına çıkan otorite onu nasıl susturur? Bugün bu soruyu “Onu bir araca, bir örneğe, bir bedene indirgeyerek” şeklinde cevaplayacağız. Tragedyaya ismini veren Antigone, kendi kararlarını veren, uygulayan, karşı çıkan, susmayan bir karakter ama aynı zamanda hikâye boyunca hiç gelişmeyen, değişmeyen, baştan sona aynı ahlaki konumda duran bir karakter. Peki bu karşı karşıya duran özellikler bir araya geldiğinde bir karakterin özne olup olmadığını nasıl sorgulayacağız? Gelin önce kısaca Antigone’nin hikâyesinden bahsedip ardından onun bir kahraman mı, yoksa metnin kurgusal bir işlev yükleyerek araçsallaştırışının bir sonucu mu olduğuna karar verelim. Bunu yaparken metnin taşıdığı sembollere de değineceğiz ve insanın doğayla, ölümle, tanrısal düzenle kurduğu ilişkileri gözden geçireceğiz.
Oidipus'un iki oğlu Eteokles ve Polyneikes, babalarının sürgününden sonra Thebai tahtını dönüşümlü olarak paylaşmayı kabul etmiştir. Ama Eteokles süresi dolduğunda tahtı kardeşine devretmeyi reddeder. Bunun üzerine Polyneikes, kendi hakkı saydığı tahtı geri almak için Argos'tan topladığı bir orduyla kendi şehri Thebai'ye saldırır. İki kardeş, kentin yedinci kapısında birbirini öldürür. Yeni kral Kreon, şehri savunurken ölen Eteokles'i onurla gömdürürken şehre saldırmış Polyneikes'in gömülmesini yasaklar. Cesedi açıkta, kuşlara ve köpeklere bırakılır. Kız kardeş Antigone, bu yasağa karşı gelip kardeşini gizlice gömmeye çalışırken yakalanır. Kreon onu bir mağaraya kapatarak ölüme mahkûm eder. Antigone aynı zamanda Kreon’un oğlu Haimon'un nişanlısıdır. Kâhin Teiresias'ın uyarısı üzerine Kreon fikrini değiştirdiğinde çok geçtir. Antigone mağarada kendini asmış, onun peşinden mağaraya giren Haimon da kendini öldürmüştür. Haberi alan Kreon'un karısı Eurydike de kendini öldürür. Kreon, her şeyi kaybetmiş halde yıkılır.
Hikâyede Kreon gerçek bir gelişim çizgisi izler. Aristoteles'in tarif ettiği hamartia (hata), peripeteia (tersine dönüş), anagnorisis (farkındalık) çemberini tamamlar. Kreon hata yapar, pişman olur, telafi etmeye çalışır, geç kalır, bedel öder ve hikâyesi yaşadıklarından ders almış biri olarak sonlanır. Bu açıdan baktığımızda ismi Antigone olan bu eserin baş kahramanı Kreon’dur.
Antigone bu karakterin tamamladığı yayı çizmez, sabittir; metni başladığı konumda bitirir. Bu da onun ana karakter konumundan çıkıp kurgunun ilerlemesi için bir araca dönüşüp dönüşmediği sorusunu ortaya çıkarır.
Toprak Ve Miasma: Oyunun Merkezi Suçu
Oyunun temel krizi gömme, toprağa verme eylemi etrafında döner. Gömülmek, insanlığın kendisiyle özdeşleştirilir. Oyunun en ünlü koro şarkılarından biri, İnsana Övgü, insanın denizi, toprağı, hayvanları nasıl fethettiğini, doğanın her gücünü nasıl aklıyla dizginlediğini anlatır. Ama bu dizginlemenin de bir sınırı vardır. İnsan her şeye hükmedebilir ama ölümden kaçamaz. Gömme ritüeli, insanın bu sınırla müzakere etme biçimidir, kaçamadığı yegâne kudrete karşı icat ettiği tek teknoloji. Böylece Kreon'un Polyneikes'i gömülmeden bırakma kararı, medeniyetin kendisine karşı işlenmiş bir suç olur. Onu insanlık statüsünden çıkarıp çıplak doğaya, kuş ve köpek yemine dönüştürür. Kreon, insanın doğaya galip geldiği övgü şarkısının hemen ardından, kendi eliyle bir bedeni doğaya teslim eder ve böylece koronun kutladığı insan olma başarısını tersine çevirir.
Bu suçun dinsel ağırlığı, miasma kavramıyla örtüşür. Antik Yunan'da miasma, dinsel, ritüelistik bir kirlenme hâlidir. Bulaşıcıdır, bireysel kalmaz, tüm topluluğa hatta doğaya sıçrar. Antigone de bu inancın üstüne kurulur. Antigone’nin soyu, yani Labdakos soyu, zaten miasma ile yüklüdür. Laios'un Khrysippos'u kaçırması, Oidipus'un bilmeden babasını öldürüp annesiyle evlenmesi kan üzerinden kuşaktan kuşağa taşınır, miasma kalıtsaldır. Antigone, Eteokles, Polyneikes, İsmene bu önceden kirlenmiş kanın taşıyıcıları olarak sahneye çıkar.
Kâhin Teiresias'ın Kreon'a getirdiği haber de bir çeşit felaket tarifidir. Kuşlar ve köpekler Polyneikes'in çürüyen etinden parçalar taşıyıp kentin sunaklarına, ocaklarına bırakmıştır. Kurban ateşleri artık tutuşmaz, kurbanlar tanrılar tarafından reddedilir. Kreon'un bir cesedi cezalandırma kararı, kentin tanrılarla iletişim kanalını tıkar. Miasma burada dramaturjik olarak somut bir kirlenmedir. Kirli et, kirli sunak, kirli dua. Kreon'un Antigone'yi doğrudan öldürmek yerine mağaraya kapatıp az yiyecekle bırakmayı seçmesi de bilinçli bir dinsel hesaptır. Dolaylı ölüm, dinsel olarak doğrudan ölümden daha hafif bir suçtur.
Gücün Cinsiyetlendirilmiş Doğası
"Aklından çıkarma sakın, kadınız biz, altından kalkamayız erkeklerle mücadelenin. Bizi yönetenler bizden güçlü, şimdikinden acı bile olsalar boyun eğmeliyiz emirlerine. Şartlar beni mecbur ediyor, anlayış dileyerek ölülerimizden, itaat edeceğim efendilerin emirlerine. Bayağı deliliktir boyundan büyük işlere kalkışması insanın."
Antigone’nin işbirliğine davet ettiği İsmene’nin bu daveti reddederken sunduğu argümanlar, onun kendi tabiiyetini açık bir güç asimetrisi olarak tanımlar. Ölülerden anlayış dileyerek itaat etmesi, kendi itaatinin haksız olduğunun farkında olduğunu gösterir. Ancak haklılık uğruna riske girmeyi reddeder. Bu da onu hesaplı bir karakter olarak kurar. “Boyundan büyük işlere kalkışması insanın deliliktir" derken tragedyanın hybris, yani kibir kavramını özellikle kadının sınırı olarak çerçeveler. Bu, Kreon'un ilerleyen sahnelerde söyleyeceği "Bir kadına yenilmeyeceğim" söylemiyle aynı ideolojinin iki farklı sesi olarak okunabilir. Biri baskıyı uygulayan, diğeri baskıyı içselleştirip kendini denetleyen taraftır.
Bu sözlere karşın "Sen de çiğnemeye devam et tanrıların yasalarını!" der Antigone. İsmene'nin hiçbir şey yapmamasını aktif bir suç sayar, eylemsizlik de bir ihlaldir. İsmene ise "Hiçbir şeyi çiğnemiyorum, sadece gücüm yok" derken ahlaki sorumluluk ile fiziksel güç arasına bir çizgi çeker. Yapmamak ile yapamamayı ayırır. Kendini fail değil, bir tanık olarak konumlandırır.
"Utanmıyor musun çoğunluktan farklı olmaya?"
Kreon , yakalanan Antigone’ye cezasını bildirirken ahlakı çoğunluk onayına dayandırır. Doğru olan, uzlaşılmış, paylaşılmış olandır. Siyasi meşruiyetin kaynağını topluluk konsensüsünde görür. Ancak şehir halkı aslında gizlice Antigone'yi haklı bulmaktadır. Yani Kreon'un meşruiyetini dayandırdığı topluluk Kreon’dan ayrışmıştır. Kreon’un iktidar anlayışı kırılgan bir temele, gerçekte var olmayan bir çoğunluk desteğine dayanır.
"Öbür dünyaya git öyleyse ve orada sev kimi seveceksen. Ben yaşadıkça kadınlar baş olamayacak ülkemde."
Kreon, iyi ile kötünün ortak bir kaderi paylaşamayacağını, yani Polyneikes'in kötü sayılıp Eteokles'ten farklı muamele görmesi gerektiğini söyler. Antigone'nin cevabı “Öbür dünyada kim bilir nasıldır iyinin tanımı" cevabı ise Kreon'un otoritesini tamamen başka bir yargı merciine devreder. Kreon burada aniden konuyu değiştirir. Kreon'un felsefi zeminde tutunamayışı, onu yeni bir argümana değil, altta hep var olan asıl kaygıya geri götürür, bir kadın tarafından haksız çıkarılma kaygısına. Akıl yürütmede yenilmenin bir kadına yenilme olarak deneyimlenmesi, onu felsefi bir tartışmayı sürdürmekten alıkoyup doğrudan otoriter bir ilkeye sığınmaya iter.
Cezalandırılan şey artık münferit bir suç değil, Antigone’nin kadın olarak varoluşudur.
"Tohumunu ekecek başka tarla bulur oğlum."
İsmene’nin “Oğlunun gelinini mi öldüreceksin?” itirazına istinaden Kreon’un cevabıdır bu. Kreon kadını doğrudan üretim aracına indirger. Ayrıca oğlunun Antigone’ye duyduğu aşkı kendi otoritesi karşısında değersizleştirir.
"Bir kadına karşı duyduğun arzu almasın aklını başından. Kötü bir kadınla girersen yatağa, zaman içinde buzla kucaklaşmış gibi olursun. Bir kadına teslim olmamalıyız, yasaları ve düzeni savunmamız gerekir. Bir kadına yenildi diyeceklerine yüz kez bir erkeğe yenilmeyi yeğlerim."
"Buzla kucaklaşmış gibi olursun" imgesi, kadın arzusunu bedensel ve varoluşsal bir tehdit olarak kurar. İsmene'nin Antigone’ye devlet karşısında güçsüzlüğünü anlatırken kurduğu cümlelerle Kreon’un kadına yenilme korkusu burada da bir zincirin halkalarını oluşturur. Kadının kendi kendine koyduğu sınır ile erkeğin kadına yenilmekten duyduğu korku, yine aynı ideolojinin iki ucudur.
Mağara: Bir Eşik Mekânı
Antigone’nin, Kreon'un kararıyla diri diri bir mağaraya kapatılmasıyla birlikte o artık yaşayanlar dünyasının bir parçası değildir. Şehirden, güneşten, insan topluluğundan koparılmış, toprağın altına, ölülerin alanına gönderilmiştir. Bu, ne tam yaşam ne tam ölüm olan bir arada kalma hâlidir. Antigone, bedensel ölümden önce toplumsal ve simgesel düzenden çoktan silinmiştir. Antigone oyunda mağarayı doğrudan gerdek odası diye adlandırır. Yunan mitolojisinde evlenmeden ölen genç kızlar için Hades'in gelini olmak yaygın bir motiftir. Antigone de mağaraya girerken bu mitin izini takip eder.
Antigone’nin mağaraya kapatılmasıyla Kreon, iki bedeni yanlış yere koymuş ve doğal düzeni tersine çevirmiş olur. Polyneikes ölüdür ama toprağın üstünde, açıkta bırakılır, ölülerin ait olduğu yer olan yeraltına inmesine izin verilmez. Antigone ise canlıdır ama toprağın altına, taşın arkasına kapatılır, yaşayanların ait olduğu ışıktan koparılır.
Antik tiyatro geleneğine bağlı olarak, Antigone'nin mağara içindeki son anları da gösterilmez. Mağara, hem fiziksel hem dramaturjik bir görünmezlik mekânı, sahnenin gösteremediği, sadece anlatılabilen bir yerdir. Bunu Eurydike'nin evin içinde, sonradan açığa çıkan ölümüyle birlikte düşününce mağara da aynı örüntünün bir parçası olur. Kadının ölümü doğrudan görülmeyen, hep bir aracı üzerinden dolayımlanan bir şeydir. Böylelikle mağara, kadının evliliğinin yerini alan, doğal düzeni tersine çeviren, dinsel olarak yüklü ve seyirciden saklanan bir kader mekânı olarak karşımıza çıkar.
Işık Ve Körlük
Koronun güneşe seslenmesiyle açılan oyun, gece boyu süren kuşatmadan sonra doğan güneş, yedi kapılı Thebai'nin kurtuluşunu, karanlığın yenilgisini simgeler. Işık burada hakikatin ve zaferin görünür kılınmasıyla özdeşleştirilir. Oyunun devamındaysa ışığın her zaman hakikati getirmediği, bazen sadece görünürlük sağladığı ama kavrayış getirmediği ortaya çıkacaktır.
Kreon'un trajedisi de fiziksel görüşün hakikatle örtüşmemesi üzerine kurulur. Kreon, iktidarın verdiği her şeyi görme yanılsamasıyla hareket eder, kendi görüşünü tek güvenilir kaynak sayar. Gözleri gördüğü için gördüğünü sanan kişi, aslında en kör olandır. Bunun tam karşısında kör kâhin Teiresias durur. Fiziksel olarak görmez, ama kehanet yoluyla gerçeği herkesten net görür. Bu yapı Sophokles'in imzasıdır. Kral Oidipus'ta da kör kâhin, gözleri gören krala katilin kendisi olduğunu söyler, kral inanmaz, gerçeği öğrendiğinde ise kendi gözlerini kör eder. Antigone'de körlük bir bilgelik biçimi olarak belirirken Kral Oidipus'ta bir ceza ve kaçış biçimi olarak belirir. İki oyunu yan yana koyduğumuzda görme kavramının bilgelik, inkâr, ceza, kaçış gibi farklı anlamlarda ortaya çıktığını görürüz.
Oyunun sonunda Kreon, "Kendi gözünle bak artık" sözleriyle karısının cesediyle yüzleşir.
"Eşin öldü! Az önce bahtsız ölünün zavallı annesi kendi canına kıydı. Kendi gözünle bak, artık evin kuytularında gizlenmiş değil."
Eurydike, Haimon'un ölüm haberini tek kelime etmeden dinleyip sessizce saraya çekilir. Kısa süre sonra bir hizmetkâr çıkıp hem Haimon'u hem de daha önce şehri kurtarmak için kendini feda eden diğer oğlu Megareus'u yitirmiş bir anne olarak Kreon'u lanetleyerek can verdiğini anlatır. Ardından kapılar açılır, ceset doğrudan sahneye, Kreon'un önüne serilir. Evin içinde gizli kalması gereken ölüm kamusal görünürlüğe sürüklenir. Bu, oyunun başlangıcıyla simetrik bir bitiş kurar. Oyun, Kreon'un Polyneikes'in cesedini açıkta, görünür bırakma kararıyla başlar, kamusal teşhir bir cezadır. Sonunda ise Kreon'un kendi karısının cesedi açığa çıkarılır. Oyun, Kreon'a kendi mantığını kendi ailesi üzerinden geri döndürür.
Antigone, oyunun son üçte birinde sahneden tamamen çekilir. Oyunun geri kalanı Teiresias'ın uyarısı ve Kreon'un yıkımı arasında geçer. İsmini taşıdığı oyunda Antigone artık konuşan bir özne değildir. Kurguyu tetikleyen, sonra kurgunun dışına itilen bir karakterdir.
Kreon'un hamartia'dan anagnorisis'e uzanan yayı, gelişim kapasitesi, aynı zamanda anlatısal iktidarın bir işareti, kimin karmaşıklaşabildiğinin, kimin sabit kalmak zorunda bırakıldığının göstergesidir. Antigone hiç kırılmaz, çünkü metin ona kırılma hakkı tanımaz, savunulması gereken bir ilkeye indirgenir. Kadın, yerine yenisi konabilir bir araçtır. Antigone de konuştuğu her an bir ilkelerinden asla ödün vermeyen bir idealistlikle konuşur, susturulduğunda ise gösterilmeyen sadece haberi alınan bir beden olarak kalır. Aradaki sıradan bir özne olarak var olma alanı Antigone’ye hiç açılmaz.
Peki sizce bir kadının kararlı, tutarlı, hiç geri adım atmayan şekilde temsil edilmesi bir güç müdür, yoksa onu karmaşık bir insan olmaktan çıkarıp bir duruşa indirgeyen bir tuzak mı?