lk şiir kitabı Sonu Bilmeden'i yayımlayan Fikret Polat'la, kitap adının hikâyesini, sıralama sürecini ve şiirle kurduğu ilişkiyi konuştuk.
20'li yaşlarda ilk kitabınızı çıkarmak nasıl bir deneyim?
Çok güzel bir deneyim benim için, güzel bir tecrübe oldu. Çocukluğumdan itibaren şiir yazan bir kişiydim. Özellikle lise yıllarımdan sonra bu durum daha da çok arttı. Bu anlamda kitap çıkarmak benim için güzel bir tecrübe oldu.
Kitapta olmasını çok istediğiniz ama sonunda çıkardığınız bir şiir var mı?
Yok, Oktay Yivli hocamla titiz bir çalışma süreci yürüttük ve olmasını istediğim tüm şiirleri dahil ettim. Kendisine teşekkür ederim.
Sıralamayı yaparken en zor karar hangisiydi? İlk şiiri seçerken okuru neye hazırlamak istediniz?
Hissiyat anlamında olumlu şiirler de var, hüzünlü şiirler de. Bu açıdan sıralama yapmak zordu çünkü tamamen olumsuzlukları arka arkaya sıralamak istemedim. Tıpkı hayat gibi, olumlu ve olumsuz şeyleri bir arada tutmak ve şiir sıralamasını da ona göre yapmak istedim.
Kitabın adı en baştan bu muydu, yoksa dosya başka bir adla mı oluşturuldu?
Kitabın ismi ilk baştan beri Sonu Bilmeden'di. Veriliş hikâyesini de sizlerle paylaşmak isterim. Ben bu serüvene sonu bilmeden çıktım. Lisans eğitimimi psikoloji alanında tamamlamış biriyim. Edebiyat okumadan böyle bir serüvene çıkmak ve kitap çıkarma fikri oluşturmak benim açımdan zorlayıcı oldu ama her şeye rağmen bunu göze aldım. Çok mutluyum, iyi ki de yapmışım diyorum. İsmini de bu şekilde koydum. Sonu bilmeden çıktığım bu yolda kitabın ismi Sonu Bilmeden oldu.
Kitaptaki en eski şiir kaç yaşında? Onu yazan versiyonunuzla bugün aran nasıl?
2013 yılında “Antalya” şiirini yazdım, en eski şiirim o. Yani 11 yaşında onu yazan versiyonumla aramda çok fark var. Çocuk yaşta bu şiiri yazmıştım, şu an 24 yaşındayım. Hayata daha farklı bir perspektiften bakıyorum. İnsan bir günde bile çok değişebilen bir canlı, dolayısıyla tabii ki de 13 yıl öncesine nazaran hayata bakış açımda, düşüncelerimde, duygularımda ciddi bir değişim var.
İlk kitapta her hüneri gösterme baskısı meşhurdur. Sizde nasıl işledi bu süreç?
Açıkçası bu anlamda bir baskı hissetmedim. Tamamen hissiyatlarıma güvendim çünkü hissiyat duymadığım bir şeyi yazma gereksinimi de hissetmiyorum. Bu açıdan benim için bir baskı söz konusu değildi.
Bir şiirin bittiğini nereden anlıyorsunuz? Kitapta bitmediğini bildiğiniz hâlde bastığınız bir şiir var mı?
Bitmeden bıraktığım bir şiirim yok çünkü tüm şiirlerimi noktaladım. Hiçbir tanesini yarım bırakmadım. Uzun ya da kısa fark etmez, bir şiir bittiği zaman tüm anlamını taşır. Bu yüzden yarım bırakmamaya ve kendimi tam bir şekilde ifade etmeye özen gösterdim. Şiirlerimde de bunu yansıttım. Şiirin nereden bittiği konusuna gelecek olursam, bu yazan kişinin tamamıyla hissiyatıyla alakalı bir durum. Yazınca insan hissediyor zaten.
Fazla sevdiğiniz için kendinize yasakladığınız bir kelime ya da imge oldu mu?
Açıkçası olmadı. Tüm imgeler ve kelimeler benim için eşit mesafedeler.
İlham aldığınız şairler ya da çok severek okuduğunuz şiirler kimler?
Çok fazla ilham aldığım şair var. Başta annem Ayşe Polat olmak üzere edebiyat dünyasında birçok şairden örnek ve ilham alıyorum. Şu an tek tek isimlendirmek istemem çünkü çok şiir okuyan bir kişiyim. İsim veremediğim olursa üzülürüm ve ustaya saygısızlık olsun istemem. O yüzden şu anlık tek annemi söyleyeyim. Şiire başlamamda annemin etkisi büyüktür. Çünkü annem öğretmen, şair ve yazar. Kitap okunan bir evde büyüdüm. Bu açıdan çok şanslıydım.
Kitaptan bizimle bir şiir paylaşıp bize şiirinizi yorumlar mısınız?
Can Yoldaşım Yalnızlıktır Benim
Kimseler duymaz sesimi
Sessizliğimi
Gülüşlerim yarımdır
Mutluluklarım eksik
Maziden kalanlar acımdır
Can yoldaşım yalnızlıktır benim
Bülbül ötmez benim dünyamda
Güller açmaz gönül diyarımda
Gün bile doğmaz sabahımda
Can yoldaşım yalnızlıktır benim
Kimse yoktur benim için
Kalbim kırıktır, ağlar için için
Bir tek dost yüzü için
Mevlâ'ya yakarırım
Can yoldaşım yalnızlıktır benim
Can Yoldaşım Yalnızlıktır Benim, geçen ay yayımlanan Sonu Bilmeden isimli kitabımda yer alan şiirlerden biri. Kitabın 99. sayfasında yer alan bu şiirde, bireyin yalnızlık olgusuyla olan ilişkisini bireysel yönden ve birinci kişi ağzıyla ele alarak yalnızlık ve tek başınalık duygusunu işlemeye çalıştım. Şiir genel hatlarıyla karamsar bir atmosfer içerisinde ilerlese de yalnızlığı yalnızca bir eksiklik, kırgınlık veya acı kaynağı olarak değil, aynı zamanda insanın zamanla sahiplenebildiği ve kendisine can yoldaşlığı edecek kadar somutlaştırabildiği bir olgu olarak ifade ettim. Üç kıtadan oluşan şiirde, bireyin çevresindeki insanlardan uzaklaşmasını, anlaşılmama ve yalnız kalma duygusunu, geçmişten taşıdığı acıları ve eksiklikleri kendi iç dünyası üzerinden anlatmaya gayret ettim. Her kıtanın sonunda tekrarlanan "Can yoldaşım yalnızlıktır benim" dizesiyle yalnızlığı şiirin merkezine yerleştirirken, yalnızlığın insan hayatında yalnızca bir yokluk değil, zamanla kişinin yanında taşıdığı bir duyguya ve içsel bir yoldaşa dönüşebileceğini anlatmak istedim. Şiirin son kıtasında yer alan "Mevlâ'ya yakarırım" dizesiyle ise bu yalnızlığın içerisinde manevî bir yönelişe yer verdim. Böylece şiirdeki karamsar atmosferin içerisinde yalnızlığın, kırgınlığın ve geçmişten kalan acıların yanında insanın kendisini aşan bir kudrete yönelme arzusunu da yansıtmaya çalıştım. Şiiri kaleme alırken amacım, yalnızlığın insanın iç dünyasında meydana getirdiği sessizliği, eksikliği ve derin hüznü birinci kişinin gözünden içtenlikle aktarmak ve okuyucunun kendi yalnızlığıyla karşılaşabileceği bir duygu alanı oluşturmaktı.