Mum ışığında eski bir el yazması ve tüy kalem
Sanat

Odysseia'nın Çevirisinde Cinsiyet ve Sessizlik

Özge Polat Durgun  ·  6 Ağustos 2026  ·  9 dk okuma

ir çevirinin iyi olup olmadığını tartışırken ilk akla gelen aslına sadık olup olmadığıdır. Soru o kadar yerleşik ki tarafsız bir ölçüt gibi algılanabilir ancak sadakat bazen karşımıza belirli bir hata türünü görünür kılan, başka bir türünü ise görünmez bırakan bir bakış biçimi olarak da çıkabiliyor. Chamberlain'e (1988) göre Batı geleneğinde çeviri üretim karşısında yeniden üretim olarak konumlandırılmış bir iş. Ayrıca yazmak özgün ve eril, çevirmek türev ve dişil sayılmış. Bu ayrımın en bilinen özeti les belles infidèles ifadesi, yani güzel sadakatsizler. İddia ettiği şey de çevirilerin tıpkı kadınlar gibi(!) ya güzel ya sadık olabileceği, ikisinin bir arada bulunamayacağı ve Chamberlain bu deyişin arkasındaki anlamın bir çifte standart üzerine kurulduğunu gösteriyor çünkü ifade, Traduction dişil bir sözcük olduğu için dişil kuruluyor. Eril hali (les beaux infidèles) dil bilgisel olarak kurulamıyor ama sonra bunun üzerinden koca bir ahlaki sistem inşa ediliyor. Sadık kalma meselesi sapmayı ölçmek üzere tasarlandığından çeviri asıldan uzaklaştıysa, aslını eksilttiyse, anlamı kaydırdıysa sorun daha görünür olabiliyor. Ama kaynakta bulunmayan bir şeyi ekleyen çeviri hakkında yeterince konuşulmuyor.

Örneğin Odysseia'nın 22. kitabında, taliplerin öldürülmesinin ardından bir grup köle kadın asılarak öldürülüyor. Emily Wilson'ın (2018) çevirisine yazdığı notta belirttiğine göre Yunanca metin bu kadınları hiçbir aşağılayıcı sözcükle nitelememiş, buna karşılık İngilizce çevirilerin çoğu onları cinsel geçmişleri üzerinden niteleyen sözcükler ekliyor. Eklenen sözcük sahneyi kökten değiştirip suçsuz insanların infazını, hak edilmiş bir cezaya dönüştürüyor.

Taliplerin öldürülmesinden sonra Odysseus oğluna bir iş bırakıyor. Taliplerle birliktelik yaşamış olan köle kadınların öldürülmesi Telemakhos'a düşüyor. Odysseus onları kılıçtan geçirmesini söylese de Telemakhos ise babasının talimatına uymayıp asılmalarına karar veriyor. Wilson bu sahneyi çevirisinin girişinde ayrıntılı biçimde tartışıyor ve iki noktaya dikkat çekiyor. Birincisi, bu kadınların işlediği herhangi bir suç yok. Köleler, taliplerin kendilerine nasıl davrandığı konusunda muhtemelen hiçbir seçim hakkına sahip olmayan insanlar. Odysseus onların ölmesini istiyor çünkü hafızaları evin üzerindeki mutlak mülkiyetini tehdit ediyor, kadınlar hayatta kaldığı sürece taliplerin izi evin içinde kalmaya devam ediyor. İkincisi de asma kararının “kirlilikle” ilgili görünmesi, kan temiz zemine bulaşmıyor, lekelenmiş sayılan bedenler kendi içinde kapalı kalıyor ve genç Telemakhos bu bedenlere fazla yaklaşmak zorunda kalmıyor.

Wilson'ın çevirmen notunda verdiği bilgiye göre Yunanca asıl metin bu kölelere hiçbir aşağılayıcı sözcükle seslenmiyor. Buna karşılık İngilizce çevirilerin çoğu, sahneye kadınları cinsel geçmişleri üzerinden niteleyen sözcükler ekliyor. Eklenen sözcük, kadınların gerçekten itiraz edilebilir bir davranış örüntüsü nedeniyle cezalandırıldığını, yani cinsel geçmişlerinin ölümlerini haklı çıkardığını ima ediyor. Çeviri aslın söylemediği bir şeyi söyletiyor. Sahneye bir sözcük ilave eden çevirmen, ölçütün baktığı yerde temiz görünüyor ancak yaşanan şey metnin anlamını kökten değiştirmek. Bir başka örnek de evde çalışan kadın köleyi karşılamak için kullanılan Yunanca sözcük “dmoe” o kişinin köle olduğunu doğrudan belirtiyor, bunu hizmetçi diye çevirmek kadını özgür bir çalışan konumuna taşıyor ve köleliği görünmez kılıyor. Wilson bunun yerine köle sözcüğünü tercih ettiğini çünkü şiirin idealize ettiği toplumun köleliği son derece doğal saydığı gerçeğini işaretlemenin daha öncelikli olduğunu söylüyor. Helen'e yöneltilen köpek mecazı da benzer bir yerde duruyor, birçok çeviri bunu doğrudan bir hakarete dönüştürüyor ama Wilson mecazı tutup Helen'in kendisini suçlamamasını da aslına uygun biçimde koruduğunu belirtiyor.

En göze çarpan eklemelerden biri ölüm anının kendisiyle ilgili. Wilson önceki çevirmenlerin bu ölümü acıklı bulan sıfatlar kullandığını, kendisinin ise acının kendisini gösteren bir sözcük seçtiğini söylüyor çünkü amacı seyirciye ait bir duygu yerine ölenlerin çektiğini görünür kılmak. Bu bir sözcük tercihi gibi görünse de yaptığı iş bakış açısını yer değiştirmek. Acıklı sıfatı okuru sahnenin dışına, izleyen konumuna yerleştiriyor. Diğeri içeriye alıyor.

Çevirinin kendisi edilgenlikten uzak, kaynağın söylemediği bir şeyi söyleten, kaynağın gösterdiği bir şeyi göstermeyen, okuru kaynağın yerleştirmediği bir yere yerleştiren bir işlem. Dolayısıyla sadece aktarmaktan başka bir şey yapıyor. Tabii ki hiçbir çeviri aslın üzerine tutulmuş saydam bir yapı olamaz, çeviri her zaman yorum içerir. Kötü çevirmenlerin metni bozduğu, iyi çevirmenin ise saf aktarım yaptığı fikri yanlış olur, ancak bir sözcüğün kaynakta olup olmadığı ayrı bir sorudur ve bu soruya verilen cevap yorum serbestliğinin dışında kalır.

Peki Türkçe çeviride durum ne halde? Azra Erhat'ın yaptığı çeviride de köle sözcüğü hiç geçmiyor, kadınlar hizmetçi diye anılıyor. Eurykleia konaktaki bütün hizmetçilerin bekçisi olarak tanıtılıyor (XXII, 396), sayıları verilirken elli hizmetçi deniyor (422), Odysseus'un buyruğunda hizmetçi kadınların sofadan çıkarılması isteniyor (441), ölüme götürülürken de yine hizmetçi olarak anılıyorlar (458). Türkçede hizmetçi, ücretli ve ilke olarak ayrılabilir bir çalışanı imler. Sahnenin bütün ahlaki ağırlığı ise bu kadınların gidememesinden, seçim haklarının olmamasından geliyor. Sözcük kullanımı burada da cezanın neden haksız olduğunu anlamayı sağlayan bilgiyi ortadan kaldırıyor.

Ayrıca bir anlam kayması da var, Eurykleia'nın ve Odysseus'un ağzından kadınlardan on ikisinin tuttuğu yol namussuzluk olarak adlandırılıyor (425, 432). Yunanca metnin bu noktada kullandığı kavram utanmazlık, genel bir edep ihlalini karşılar ve spesifik olarak cinsel bir suçlama içermez. Türkçe namussuzluk ise ağırlıklı olarak cinsel ve namus rejimine ait bir sözcük ve kadınlar için kullanıldığında neredeyse tek bir anlamı var. Karşılık sözlük düzeyinde savunulabilir görünse de kavramı başka bir ahlaki sisteme aktarıyor.

En belirleyicilerden biri de ölüme götürülme anında yapılan ekleme. Kadınlar sofaya girerken metin onları bütün namussuz kadınlar diye anıyor (446). Dizenin devamı, aynı kadınların bağırıp çağırdığını ve sel gibi gözyaşı döktüğünü anlatıyor. Wilson'ın bildirdiğine göre Yunanca metin bu noktada kadınlara hiçbir aşağılayıcı sıfat yöneltmese de Türkçe çeviri, tam da kadınların ağlayarak içeri girdiği dizede onları nitelemek için kaynakta bulunmayan bir sözcük kullanıyor.

Kaynakça

Chamberlain, Lori (1988) "Gender and the Metaphorics of Translation", Signs: Journal of Women in Culture and Society 13(3): 454–472.

Homeros (2014) Odysseia, Eski Yunanca aslından çev. Azra Erhat ve A. Kadir, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. [İlk basım: Sander Yayınları, 1970.]

Johnson, Barbara (1985) "Taking Fidelity Philosophically", Joseph F. Graham (haz.) Difference in Translation içinde, Ithaca: Cornell University Press.

Lerner, Melvin J. (1980) The Belief in a Just World: A Fundamental Delusion, New York: Plenum Press.

Simon, Sherry (1996) Gender in Translation: Cultural Identity and the Politics of Transmission, Londra ve New York: Routledge.

von Flotow, Luise (1997) Translation and Gender: Translating in the "Era of Feminism", Manchester ve Ottawa: St. Jerome Publishing ve University of Ottawa Press.

Wallace, Melissa (2002) "Writing the Wrongs of Literature: The Figure of the Feminist and Post-Colonialist Translator", The Journal of the Midwest Modern Language Association 35(2): 65–74.

Wilson, Emily (çev.) (2018) Homeros, The Odyssey, New York: W. W. Norton.

Özge Polat Durgun

Yazar

Özge Polat Durgun

Psikoloji lisansının ardından çocuk gelişimi eğitimi aldı; Hacettepe Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi'nde yüksek lisans yaptı, iletişim alanında doktorasını sürdürüyor.

Özge'nin tüm yazıları →